PGF SAYI#12 GERÇEK ...
 
Bildirimler
Tümünü temizle

PGF SAYI#12 GERÇEK HİKAYELER " NE O BANA SORDU NE BEN ONA - 3"


kutsalvodka
(@kutsalvodka)
Asil Üye Moderator
Katılım : 11 ay önce
Gönderiler: 21
Topic starter  

Artık kusma noktasına gelmiştim. Ruhumda biriken tüm acı, omuzlarıma biniyor, yüzümde ise ekşi bir gülümsemeye sebep oluyordu; çaresizdim. Ne olursa olsun elimdeki bu tostu bitirmek zorundaydım. Günün tek öğününü, öğrenilmiş korkunç bir çaresizlik içinde yedim.
Beş parasızdım ve yapayalnız...
Neler olduğunu, nasıl bu hâle geldiğimi anlatmayacağım, hepinize olan oldu “İnsanı öldüren de yaşatan da en sevdikleridir.”
Beş ay olmuştu bu eve taşınalı ve aynı zamanda dışarı çıkmayalı. Kimseyle konuşmadan haftalar geçtiği oluyor, duvarlar ile selamlaşıp konuştuğum tuhaf günler yaşıyordum. Neden bilmiyorum, hiç ağlamadım, öfke duymadım, kimseye bağımadım. Sanki bir “off” düğmem vardı ve ona basıldı, dondum öyle. İçimin tüm öksüzlüğü ile kalakalmıştım.
Bir cumartesi akşamı kapım çaldı. Sanırım yazdan kalan Eylül akşamlarından biriydi, “Çalar çalar gider.” diye düşündüm. Kapıya bir iki tane daha vurdu ve ses kesildi, ardından anahtar sesini duydum, hesaba katmadığım Kıvanç’ a yedek anahtarı vermiş olduğumdu.
- Mallık bende amınakoyim niye çalıyorsam kapıyı.
- Hoş geldin!
- Hadi kalk, gidiyoruz.
Yattığım yerden hafifçe kafamı kaldırıp, kısa bi’ bakış attıktan sonra,
- Ya bi’ siktir git!
- Erdem bak dalarım sana şurada yeter artık, kaç ay oldu, hadi kalk biraz insan gör, kafan dağılsın.
- Off la saçmalama.
- Olm şimdi o siktiğiminin kanepesinden kalkıp hazırlanmazsan yarım saate bu eve elli kişi çağırırım ertesi gün seni bu siteden kovarlar.
- Gelmem.
- İlyas Amca’ yı ararım…
- …

Yeşilçam filmlerindeki, mağazanın deneme kabini önündeki kadın, kıyafeti giyer, erkek, oldu-olmadı, dediği müzikli sahnelerden birini canlandırdıktan sonra evden çıkıp Taksim’ e doğru yol aldık. O kadar tuhaf hissediyordum ki sanki şehir daha bi’ gürültülü hâle gelmişti, herkesin bir acelesi var gibiydi. Arabayı TRT’ nin oraya bıraktık. Kendimi başka gezegende gibi hissediyordum, tek kelime etmiyordum ama beynimde muazzam bir rabarba başlamıştı. Binlerce kez yürüdüğüm caddede, rahatsız edici bir tedirginlik hissediyordum. İnsanları incelemeye başladım;
“Oha herifin boya bak!”
“Hatun güzelmiş de yanındaki maymun olmamış.”
“Teyzeye bak kesin Pera’ ya gidiyor.”
“Şu hatun bana mı baktı? Haa travestiymiş.”
“Aha bu bana bakıyor? Niye ki? “
Bu yarım akıllı düşünceler Kıvanç’ ın çekiştirmesiyle bitti.

- Gel burası… Sakin ol ve n’olur kimseyi tersleme, güzel bir akşam geçirelim. İnsanlarla tanış kaynaş, hadi kanka lütfen.
Ufak bir baş onayı verdim. Uzun karanlık bir hol ve derin bir sessizlikten sonra önümüzdeki kapının açılmasıyla “bass” seslerinin kalbime vurduğunu hissettiğim mekana girdik. Pistin ortası, gerçek hayatı kapının dışında bırakmayı başarmış, çoşkulu genç bir topluluğun ritmik ve senkronize dansı ile dolmuş, güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar, gece kim kimde dansı ile uyuşturucu ve alkole boğulmuşlardı. Pistin yanından merdivenleri tırmanıp üst locaya çıktık. Nispeten biraz daha birbirimizi duyabileceğimiz şiddette bir müzik vardı.
Üst katı bu gece için kapatmış Kıvanç’ ın arkadaşları, bir ikisini tanıdığım yaklaşık otuza yakın kişi vardı burada. Kıvanç beni tek tek arkadaşları ile tanıştırdı. Hiçbirinin ismini aklımda tutamadım. Kıvanç’ ın kıvrak bir omuz darbesiyle kanepeye, arkadaşlarının arasına bir noktaya gömüldüm. İsteksiz bir iki gülümseme ile selamladım tekrar. Bir süre sonra garson geldi ve siparişimi söyledim. Başımı öne eğdim.

Biraz vakit geçmişti, alkolu hızlıca tüketiyordum. Bu esnada insanları tahlil ediyor çıkarımlar yapıyordum. Genellikle yapıştırdığım yaftalar, “sahte“, “yalancı”, “ukala”, “zengin piçi” gibi kalıplar oluyordu, bu irrite ortamın ve gerçek dışılığın arasında bir çift gözün bana baktığını hissettim. Aynı ekibin içindeydi ama benden biraz uzakta, bara yakın bir yerde “ukala” dediğim tipin sulanmasıyla mücadele etmeye çalışıyordu. İnşa ettiğim duvarın çatırdadığını hissettim. “Göz teması kurma amk!” dedim içimden, arkamı döndüm yavaşça. Viskimden iki hızlı yudum daha aldıktan sonra tekrar ona baktığımı fark ettim “hay amınakoyim” derken, Kıvanç yüzündeki piç gülümsemeyle yanıma geldi. Kolunu trabzana yaslayıp, elindeki bardak ile işaret etti;
- Bunu nasıl başarıyorsun?
- Neyi lan?
- Tanıştırayım mı sizi?
- Yok be olm, son isteyeceğim şey bir kadın şu an.
- Özgüvenim yok, deme götümle gülerim.
- Yok be olm…
- Gitmeyeceksin yani. Peki dinle bak, Şu kızın yanında ona yavşayan piç var ya “Kaan” adı; kızın adı da Zeynep. Zeynep’ in hikâyesi senin şu an yaşadığın hikâyeden daha kötü, ister inan ister inanma.

Kıvanç aslında bilerek muazzam bir ok atmıştı bana “Nasıl benim hikâyemden daha kötü olabilir lan...” diye içimden geçirip merak ederken, Kıvanç devam etti.
- Ne oldu ki nasıl yani?
- Onun hikâyesini merak ediyorsan gidip onunla tanışmalısın. Yoksa o yanındaki piç, kızı rahat bırakmayacak . Zeynep bir de alkolü pek kaldıramıyor, çok içtiğinde kendini kaybediyor. Hazır sarhoş olmamışken git bence.
Son lafından sonra gülümseyip gitti Kıvanç. Kucağıma bombayı bıraktı ve kaçtı. Zeynep ile göz göze takıldık bir an. Kaan yanından gitmişti. Sanki vücudum benim kontrolümden çıkmış gibi ona doğru gitti. Bu gerçekten benim için çok büyük bir adımdı, yutkundum, sanki biraz da terledi ellerim…
- Merhaba Zeynep.
“Allah’ ım bunu gerçekten yaptım, nasıl tongaya düştüm, adını niye söyledin lan, olm çok paslanmışım.” diye düşünürken Zeynep gülümsüyordu...
- Merhaba.
Otuz yıllık tüm tecrübem uçtu gitti, lan “Ben bildiğin heyecan yaptım lan?” “ Ne oluyor!” diye düşünürken, Kaan ayısı geri gelene kadar yaklaşık bir on beş dakika konuştuk. Ufak sakarlıklar arasında artık ne anlatıysam on beş dakika sonra Zeynep en son kahkalar atıyordu. Kaan arkamdan gelip omzuma dokundu... Ona döndüm;
- Pardon.
- Merhaba.
- İzin verir misin?
- Neye?
- Ben oturuyordum burada.
- Hmmm, biraz ben oturayım.
- Ya arkadaşım hadi ya...
Elimi arkada yumruk yapmıştım ve bir iki sn. içerisinde yüzünde patlatacaktım. Zeynep o esnada elimi tuttu. “Yapma” dedi sadece dokunarak. Bir an duraksayıp oradan uzaklaştım, Kaan’ ın attığı bıyık altı gülüşe bir tane patlatmak istedim ama kendimi sıkıp montumu aldım ve çıkışa doğru ilerledim. Yine bir savaşı kaybetmiş gibi hissediyordum, dişlerimi sıkıyor bir şeyleri kırmak istiyordum. Bardan çıktım ağzımda küfürlerle etrafa bakınırken kapının dışında Kıvanç’ ı gördüm...
****************
On dakika geçmişti, elimde sigara barın sokağının sonunda, köşede bekliyordum, sigaramdan son bir nefes alıp elimden attım. Dumanı önüme doğru üfledim, sigaramın dumanı dağılırken bana doğru gelen Zeynep’ i gördüm, gülümsedik. Birkaç sn. aptal gülümsemeden sonra, “Bir yere oturalım.” diye yürümeye başladık, bir yere oturamadan Galata Kulesi’ nin altında bulduk kendimizi. O heyecanla ve kahakalarla anlatıkça benim son beş aylık dönemim yok olmaya başladı. O bana, ben ona bir başka bakıyorduk, hiç acılardan bahsetmedik nasıl başardıysak...

Biribirimizin kelimelerini tamamlamaya başladığımızda “eyvah” dedim içimden, konuştukça aklım karışıyordu, “Her acının başında bu delilik anı var.” dedim kendi kendime, dur artık, dedim. “Şimdi Zeynep’ e dön ve ‘iyi geceler’ dileyip evine yolla, en doğrusu bu.“ diye düşündüm ve kararlı bir şekilde döndüm ona…

- Biraz dans edelim mi?
Dedim. “Hassktir ya” diye içimden geçirken, onun gözleri parladı.

Sanırım üç saat kadar dans ettik. Alkol ve mutluluğun tadı birbirine karıştı, figürlerimin saçmalığını artık kontrol edemiyordum…
Kulüpten çıktığımızda saat beş gibiydi. Belli ki ikimizde “Bana gidelim mi?“ diyemeyecektik, pek de önemli değildi aslında. Sanırım ikimiz de bunu düşünmüyorduk. Büyük ihtimalle ilk ve son gecemiz olacaktı. Hafif buruldu içim.
Ayhan Işık Sokağı’ nın içinden yürümeye başladık. Hafif sallanıp, yere bakıyorduk, biraz da sessizleştik ama gülümsüyorduk. Bu sessiz konuşma, benim kafama aldığım sert bir darbe ile son buldu. Yere kapaklandım, kafamı iki elimle tutuyordum. Hafif gözlerimi açtığımda etrafımda üç kişi olduğunu fark ettim, Kaan ve arkadaşları. Kaan’ ın bir arkadaşı yakamdan tutup kaldırdı beni, Kaan yüksek alkolün de etkisiyle zar zor geveleyerek konuşmaya başladı;
- Çakal mısınız lan siz? Heaaaa…. Kıvanç ile oyun mu oynadınız bana, bi’ döndüm geri, hatun yok. Ne ayaksınız lan!

Zeynep’ in “yapmayın” haykırışları arasında, yakamdan tutan çocuğa sağlam bir kafa attım, o yere düşerken ben de okkalı bir dayak yemek üzereydim…
******************
Güneş doğmak üzereyken Zeynep’ in evinde onun kanepesinin üzerindeydik. Yüzümde aptal bir gülümseme ile başım olabilecek en güzel yerde, Zeynep’ in dizlerindeydi. Elindeki pamuk ile yüzümdeki kanları ve yaraları temizliyordu, bir yandan o da gülümsüyordu. Canım yanıyordu ama olduğum yer ve pozisyon itibariyle sesimi çıkarmayıp salak salak gülümsüyordum. Bana her dokunuşu aklımdan bir başka geçmiş anıyı siliyor ve yerine yenisinin geleceğine dair umutlar doğuruyordu. Hemen kaşımın üzerindeki yarayı dikkatle temizlerken bir an durdu, birbirimize kilitlenmiştik. İlk öpücüğün sıcaklığı almıştı ikimizi de, yanıma uzandı, sabaha kadar konuştuk. İkimiz de birbirimizin yaşadığı travmaları tahmin ediyorduk ama “ne o bana sordu ne ben ona!”

 

 

 

Bu konu 10 ay önce tarafından kutsalvodka tarihinde düzenlendi

ben ve kendim beğenme
CevapAlıntı
Paylaş: