PGF SAYI#11 GERÇEK ...
 
Bildirimler
Tümünü temizle

PGF SAYI#11 GERÇEK HİKAYELER " GÖZLERİ GİBİ MASMAVİYDİ"


kutsalvodka
(@kutsalvodka)
Asil Üye Moderator
Katılım : 11 ay önce
Gönderiler: 21
Topic starter  

“Bu akşam çok fazla kaçırdım.” diye düşünüyordum, taksinin arka koltuğunda hafif sızmış eve geri dönerken. Omuzumda sızıp, uyuyan hatunu da bir süredir tanıyordum. Arada böyle buluşup içip eğleniyor geceyi de benim yatağımda bitiriyorduk genelde ama bu gece cidden fazla kaçırdık, o çoktan bilmem kaçıncı rüyasını görüyordu.

Taksiciye parayı uzatıp, kızı uyandırmaya çalıştım ama nafile. Hafif gözünü açıyor tekrar düşüyordu. Mecbur kızı sırtıma aldım ve “n’olur kimseler görmesin” diye içimden yalvarırken oturduğum sitenin bahçesine girdim.

 

Sırtımda kız olmasına rağmen parmak ucunda ve hızlıca hareket ediyordum. Etrafa kısa kısa bakışlar atıp oturduğum binaya yaklaştım.

 

Site en az altmış yıllıktı, kezâ yaşayanlarda öyle. Ben, apartman kapısından girince bir kat altta, bahçe katında, nefis bir evde oturuyordum. Büyük kişisel buhranımdan sonra bu ev ve komşular bana ilaç olmuştu. Dördüncü yılımı doldurmuştum bu sitede;

 

Bahçeyi paylaştığım yan komşum işitme engelli Zehra Teyze’ ydi. Yetmişlerine yakın tatlı bir teyze... Bu binaya taşındığım gün sitedeki cenaze onun eşininmiş, sonradan öğrenmiştim. Kimsesi olmadığı için tüm alışverişini ben yapıyordum, evde bi’ tamirat falan varsa yardım ediyordum, arada da koluma takıp sitenin bahçesinde turluyorduk, “Fuat gittikten sonra Allah seni yolladı bana.” derdi. Onun durumuna çok üzülüyordum, üstüne üstlük kanser olması canımı yakıyordu.

 

Bir üst komşum, yani apartmanın giriş katındaki, CHP’ li teyze kontenjanından Meral Abla idi. Sarışın, permalı, oldukça kilolu ama hafif yırtık, ağzından küfür düşmez, muazzam komik bir ablamızdı. Apartman yöneticisi de o olduğu için üçüncü kattaki muhafazakâr Kenan Bey’ in hiç bir şikâyetini sallamazdı. Oysa ikisi de bu apartmanda doğmuş, neredeyse elli yıldır arkadaştılar. Bence aralarında kesin bir aşk mevzusu vardı ama hiçbir zaman öğrenemedim bunu.

 

Meral Abla’ nın yan komşusu, Zehra Hanım’ ın da üst komşusu, benden dört beş yaş büyük, yeni evli Metin’ di. Çok iyi çocuktu. Şansına evlenir evlenmez çocuk yapmışlar ve üçüzleri olmuştu. Kıt kanaat geçinmesine rağmen bu daire ailesinden kaldığından, bir şekilde idare edebiliyordu.

 

Apartmanın giriş kapısının hemen üstündeki balkona sahip kişi de eski denizci, şimdinin akşamcısı, yetmişlerindeki Sadri Abi’ydi. Çok güzel adamdı Sadri Abi. Eşi, on yıl önce falan Sadri Baba’ yı terketmiş, iki çocuğu da Amerika’ ya gitmiş, çoluk çocuk sahibi olmuşlardı. Her fırsatta gelirlerdi. Gündüzleri asla ortalarda gözükmez iken, el ayak çekilince balkonuna çıkar, rakısını koyar, ufak radyosunda Türk Sanat Müziği’ ni dinler, demlenirdi. Birkaç kere o balkonda misafir olmuştum, nefis hikâyeler dinlemiştim ondan.  Geceleri geç geldiğim için genelde ona hep yakalanır, yanımdaki kızlara bakar, hafif gülümser “İyi geceler Erdem.” derdi. “Afiyet olsun Sadri Baba” diyerek onu selamlardım.

 

Sırtımdaki kız uyanıp yüksek sesle “Nereye götürüyorsun beniii? “ diye ciyaklayınca korkudan kızı düşürecektim neredeyse. Sırtımda bir kere daha hoplatıp onu sarsınca tekrar uyuyakaldı. Kısık kısık bir gülme sesi duyup başımı kaldırdım. Sadri Abi kafası güzel,  balkondan sarkmış, elinde rakı bardağı bana bakıyor. Yüksek sesle gülmemek için diğer eliyle ağzını kapatmış, kıpkırmızı olmuştu.

Kısık bir sesle “Sadri Baba bokunu yeyim ses çıkarma.” dedim. Elini ağzından çekti, gülerek

“Sen zaten boku yemişsin.” dedi. Ben ona, o bana bakarken kısa bir sessizlikten sonra ikimiz de dayanamayıp bastık kahkahayı. Gecenin sessizliğinde kahakahalarımız sitede yankılandı. Ben ne olduğunu fark edip, panikle ama gülerek apartmana doğru koştum. Cebimden anahtarı çıkarayım, diye uğraşırken kızı sırtımdan düşürdüm. Sanırım tam o anda bir kahkaha daha patlatan Sadri Baba da oturduğu koltuktan düştü ve yerde hâlâ bana gülüyordu. Anahtarı bulup, kızı sırtıma alıp binaya girdim. Diğer apartmanların camlarından “Cıks… Cıksss. Cıkss.” seslerini duyabiliyordum. “Neyse yüzümü görmemişlerdir.” diye hayâl kurarken, bir gerçek suratıma vurdu aynı hızla “Bu binadaki tek genç benim.”

 

Ertesi gün akşam üstü, benim bahçemde çay içip, çekirdek çitleyip oturuyorduk . Sadri Baba elinde bira şişesi ile gelmiş. Meral Abla, Zehra Teyze’ nin sırtına ufak bir hırka atmış, Metin de çocuklardan birini kucağına almıştı. Sadri Baba, dün gece olanları Meral Abla ile Metin’ e anlatıyor, onlar kahkaha ile gülerken bizi işitmeyen Zehra Teyze de onların kahkahalarını görünce o da gülüyordu. Meral Abla “Sadri Abi öyle diyorsun da Erdem’ in de maşallahı var ha.” dedi. Ben panikle “Sen nereden biliyorsun ya Meral Abla, aşk olsun Sadri Baba sen mi söyledin?” Sadri Baba birayı dikerken kaşlarıyla “hayır” dedi. Meral Abla; “Yok be, Kenan hıyarı seni şikâyet ediyor habire, gece çok ses çıkarıyormuşsun, diye. Oradan biliyorum.”  “Abla apartmana girerken ben hep sessiz oluyorum ya nasıl duymuş herif?” dedim.  Sadri Baba araya girdi; “Apartmana girerkenki sesten bahsetmiyor.” Herkes bir an durdu, ben; “O ses geliyor mu ya.” dedim. Herkes aynı anda yine patlattı kahkahayı. Gözlerimizdeki yaşı silerken, Metin; “Erdem, sen tekrar evlensene, tam baba olacak adamsın.” dedi. Ben hafif kafamı eğip, “Yok ya, bir daha zor.” dedim. Meral Abla; “E oğlum, ya âşık olursan?” dedi. “Sanmam.” dedim. “E olm duyguların, vicdanın var, sen istemesen de olacaktır.” dedi Meral Abla, “Öldürdüler duygularımı.” dedim. Zehra Teyze bana doğru uzandı, ellerimi tuttu, kocaman gülen ve acıyan gözleriyle bana baktı. Dudaklarımı okuyormuş. Kafasını “hayır” anlamında sağa sola salladı. Ona doğru biraz acı ile gülümsedim. Sadri Baba, bana dikkatle bakıyordu. Bir yudum daha aldı birasından. “Seni kimse öldürmemiş, sen intihar etmeye çalışıyorsun.” dedi. Yalandan gülümsedim ama Sadri Baba’ nın beni anlamış olması canımı yakmıştı.

           

Sabah 8 gibi kapım çaldı. Gözlerimi zar zor açıp kapıya gittim. “Allah’ ım umarım Zehra Teyze’ ye bir şey olmamıştır.” dedim içimden, panikleyip hızlandım. Kapıyı açtığımda karşımda Sadri Baba vardı. Giyinmiş, iki dirhem bir çekirdek olmuş, eski İstanbul beyefendisi gibi duruyordu kapımda, “Düzgünce giyin onbeş dakkikan var. Arka kapıya gel, arabada olacağım.” dedi ve gitti. Ne olduğunu anlayamadan kapıyı kapatıp odaya döndüm ve üzerimi değiştirdim.

 

Arka kapının oraya gittim ‘78 model, masmavi bir Camaro’ nun içindeydi Sadri Baba. Gözlerim birden açılmıştı, “Hadi atla.” dedi. Heyecanla bindim arabasına, sanki ilk günkü gibi duruyordu. “Nereden çıktı bu?“ dedim. “Tanıştırayım seni” dedi, “Kızım, Deniz bu.” dedi Sadri Baba,

“E tabii, bi’ denizciden beklenen isim... Memnun oldum Deniz.” dedim, Sadri Baba gülümsedi. “Nereye gidiyoruz baba?” dedim, “Şişli’ ye doğru.” dedi. “Bari sahilden gidelim, uzasın yol.” dedim. Elini, eski tip araba radyosuna uzattı, kasedi itti ve başlattı, Zeki Müren’ in sesi arabada yankılanırken sadece gülümsedi Sadri Baba.

           

Açıkçası arabayı mezarlığın önünde durdurduğu zaman, ne olduğunu hiç anlamamıştım. Bagajdan iki demet çiçek çıkardı, üstünü başını düzeltti ve hiçbir şey demeden, dik bir şekilde yürümeye başladı Sadri Baba, ben de onu takip ettim. Uzun, orta yolu takip etti ve üstünde rengârenk çiçekler büyümüş, tertemiz, iki mezarın başında durdu, derin bir nefes aldı. Mezarların biri çok ufaktı, yutkundum. Sadri Baba çiçekleri koyarken, ben de mezar taşlarına baktım.

Nesrin Gürsu Doğum: 1944, Ölüm: 1972

Deniz Gürsu Doğum: 1970, Ölüm: 1972

Elleriyle iki mezarın da topraklarına dokundu, iki üç tane çalı parçasını mezardan dışarı attı, sonra doğruldu ve mezarlara bakarak;

 

“Nesrin ile çok zor şartlarda evlenmiştik. Tek göz odada yaşıyorduk ama Nesrin hiç şikâyet etmedi, biliyor musun. Ben, “Bu günler geçecek, kendi evimiz olacak, çocuklarımız olacak, güzel bir hayatımız olacak...” dedikçe, o bana hep inandı, hep gözlerimin içine baktı. Önce işim oldu, sonra para biriktirmeye başladık, sonra Deniz doğdu, her şey gitgide daha güzel olmaya başlamıştı. O gün, onlara sürpriz yapacaktım. Ev almıştım Bomonti’ de, elim ayağım titriyordu heyecandan. Bu haberi hiç  veremedim, o lanet gün, burada, tam da bu durduğum yerde bitti Erdem. O evde asla oturmadım, o parayla bu arabayı aldım. Deniz’imin gözleri gibi masmavi.” Sadri Baba bana döndü, “Ben o gün, burada sevdiklerim dışında çok şey gömdüm Erdem ama inanmayı asla bırakmadım çünkü Nesrin bana AŞK diye bir şeyin var olduğunu göstermişti. Ne kadar ya da nasıl yara alırsan al, inanmaktan asla vazgeçme.”

 

Cebinden çok eski bir Johnnie Walker cep matarası çıkardı, birkaç yudum içti bana uzattı. Gözlerimi silerken matarayı aldım, içerken içinde viski olduğunu fark ettim. Birkaç yudum içtikten sonra geri uzattım, elimi itti, “Sende kalsın.” dedi. “Sağ ol Sadri Baba.” dedim. Gülümseyerek “eyvallah” dedi ama o da ben de bu “sağ ol” kelimesinin matara için olmadığını biliyorduk.

 

O günden sonra ben ne zaman Sadri Baba’ yı görsem, hüzünlenir ama belli etmezdim. Dediklerini uzun uzun düşünmüştüm, bir anda olmasa da yavaş yavaş dediği yola girmeye başlamıştım. Yine gece selamlaşmalarımız devam ediyordu ama bu sefer hep aynı kızı görüyordu. “Zeynep”i  aylar ayları kovaladı. Artık Sadri Baba’ nın yüzündeki gülümseme “Vayy çapkın!” dan çok “Aferin evlat.” gülümsemesiydi. Saygıyla başımı eğdim, ikimiz de gülümsedik. O gece onu son görüşümdü, o balkon artık hep boştu, Deniz de babasız...

 

 


ben ve kendim beğenme
CevapAlıntı
Paylaş: